
Çocuk insanlar hiç ileride sevgiye aç kalabileceklerini, gerçek bir sevgi uğruna yetişkinlik ile ilgili hayal ettikleri her şeyi vereceklerini, bunun da en olağan her an nefesleri kadar yakın olan bir duygu ve arayış olacağını düşünürler mi hiç?
Sanırım düşünmezler, en azından ben hiç düşünmemiştim her nefesimde aklımda, kalbimde ve yetmezmiş gibi vücudumun her yerinde hissettiğim bu arayışın varlığını.
Gençlik ile hareketliliği artan zamanlarımda da apaçık olduğu halde görmemişim belki o dönemden emin değilim. Ama genç yetişkinlik yani 25'ime girdiğim ilk saniyeden beri canımın her atışında hissetmek, çözümsüzlüğünün acı gerçekliğinde kıvranmak, her bir günün, saati, dakikayı kabullenmeye çalışarak geçirmek tarif edemediğim anlatımlar, lügatlarda bulamadığım kelimeler barındırıyor.
Zamanımın tek geçen bu dönemini, tüm sosyal statülerce uygun bulunacak hem benim hem kendisinin tek kişilik yaşam formuna son verecek kişiyi beklemekle geçirmek ne kadar sağlıklı tartışılsa da, toplumun en tabi, en doğal olayı olması daha tartışılası sanırım.
Yine tepkileri çekmeyen ama normal gelen başka bir biyolojik olay ise, bu genç yetişkinlerin kendilerine olan sevgiye, ya da partnerlerinden duydukları sevgiye güven duymadan, umursamazca, kendileri gibi sevgiye aç çocuklar üretmesi.
Burda dikkatimi çeken şey ise şu, bu çocukların gerçek sevgiyi verebilecek -hayvanlar dışında- tek canlılar olduğundan, bu yetişkinlikte farkedilen gerçek sevgiyi bulamama ihtimaline karşın üretilen sevgi kaynakları olması, bu da sancılı paradoksun asıl nedeni olabilir.

Resimler bana aittir.